Çocuklarımız sentetik bir eğlence yaşıyor
22 Aralık 2017
haber (1845 haber)
Paylaş

Çocuklarımız sentetik bir eğlence yaşıyor

Montaigne’in ‘çocukların en gerçek uğraşları’ olarak tanımladığı oyun, aslında yetişkinlerin de en büyük uğraşı olmalı.

Londra’da kurduğu şirketiyle çocuklarla ilgili işler yapan şirketlere danışmanlık hizmetinin yanı sıra, oyun yardımıyla şirket yöneticilerine hayal güçlerini kullanacakları eğitimler sunan İzmirli ünlü Oyun Uzmanı ve Fütürist Yeşim Kunter, Yaşar Üniversitesi’ne konuk oldu. İzmir’in kalkınmasında büyük öneme sahip Dr. Behçet Uz’un torununun torunu olan Kunter, oyunu neden hayatımızdan çıkarmamamız gerektiğini anlattı. CEO’ları dahi oyun oynatmasıyla bilinen oyun uzmanı, AVM’lerde oyunu kurallarına göre oynayan çocukların sentetik bir eğlence yaşadığını söyledi.    

Yeşim Kunter

ÜNLÜ OYUNCAK FİRMALARINA DANIŞMANLIK YAPTI

Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü ile Yaşar Üniversitesi Stratejik Planlama ve Mükemmelliyet Ofisi (SPMO) tarafından düzenlenen ‘Tasarım Araştırması, Yaratıcılık ve İnovasyon’ konulu seminere konuşmacı olarak katılan Oyun Uzmanı Yeşim Kunter, günümüzün çocuk parklarını, oyun alanlarını ve oyuncaklarını değerlendirdi. New York Fashion Institute of Technology’de (FIT) oyuncak tasarımı programında eğitim alan Kunter, 12 yıl boyunca Toys R Us, Lego, Hasbro gibi dünyanın dev oyun ve oyuncak üreticisi firmalarında çalışarak çeşitli konseptler tasarladı. 2012 yılında Londra’da kurduğu ‘Play to Innovate’ şirketiyle de oyunun yaratıcılık üzerinde yarattığı etkiler üzerine eğitimler veren ve firmalara danışmanlık hizmeti sunan başarılı girişimci, günümüzde çocuklara dikte edilen oyun oynama şekillerine dikkat çekti.

İzmirli ünlü Oyun Uzmanı ve Fütürist Yeşim Kunter, Yaşar Üniversitesi’ne konuk oldu.

AVM’LER SENTETİK BİR EĞLENCE SUNUYOR

Başta güvenlik sebebi olmak üzere artık Avrupa’da çocukların giderek artan bir hızla sokaklarda oyun oynamayı bıraktıklarını belirten Kunter, “Avrupa’da bile çocuklar kendi bahçelerinde dahi oyun oynamak için tek başına dışarı çıkamıyor. Git gide eve kapanan bir çocukluk söz konusu. Bir de AVM’lerin oyun alanlarında ya da tek tip çocuk parklarında oyun oynamaya bırakılan çocuklar söz konusu. Yani günümüzde çocuklara dikte edilen oyun oynama şekilleri mevcut. AVM’lerde ise tamamen plastik ve içine kapanık araçlar söz konusu. Bu içine kapanık elektronik araçlar belki çocuklara anlık bir eğlence yaşatıyor ama aileler burada çocuklarıyla herhangi bir iletişim kuramıyorlar. Çocuklar o araçların içinde sabit bir şekilde kalarak sentetik bir eğlence yaşıyorlar” dedi.   

OYUNCAK SEKTÖRÜ DOĞA AKIMINI BAŞLATIYOR

TV ve dijital dünyaya adım atmak özellikle Y kuşağı için heyecan verici olsa da yeni doğanlar için bir anlam ifade etmediğini söyleyen Kunter, giderek anti sosyalleşen çocuklar için oyuncak sektörünün yeni bir akım başlattığını anlattı. Kunter, “Bizim için ekran ve djiital dünyaya girmek çok heyecan vericiydi ama bu yeni doğan çocuklar için olağanüstü bir durum değil. Elbette TV ve dijital dünya yaşamın bir parçası ancak bu konuda dengeli olmak lazım. Çocuklarımızı sadece bunlara maruz bırakırsak onları robotlaştırırız ve anti sosyal bir birey hale getiririz. Son yıllarda bu tehlikenin farkında olan oyuncak sektörü artık duyularımızı harekete geçirecek oyuncaklar üretmeye başladı. Hatta gelecek senenin oyuncak trendleri arasında çocukları daha aktif hale getirecek outdoor dediğimiz dış mekan oyuncakları ve onları doğa ile yakınlaştırabilmek için çeşitli bitkileri yetiştirebilecekleri setler yer alacak. Öte yandan yaratıcılığı geliştirici ve bilime teşvik edici setler de revaçta.” diye konuştu.        

MERAK ETMEMEK EN BÜYÜK EKSİKLİĞİMİZ

‘Play to Innovate’ şirketi aracılığıyla çocuklardan CEO’lara kadar geniş bir kesime yaratıcılığı geliştirmek için çeşitli teknikler öğreten Yeşim Kunter, “Öncelikle oyun kelimesinin anlamını bilmek ve buna değer vermek gerekiyor. Oyun, temel adaptasyonumuz ve evrimsel gelişimimiz için büyük bir öneme sahip. Oyunu kullanarak düşünce ve inovasyon geliştirmek mümkün. Çünkü insan oyun oynarken daha önce kuramadığı bağlantıları kurabiliyor ve yaratıcılığını açığa çıkarabiliyor. Türkiye’nin önde gelen şirketlerine eğitimler veriyorum. Gözlemlerime göre ülkemizdeki şirketlerde büyük bir potansiyel mevcut. Ancak pek çok departman birbirinden kopuk ve herkes kapalı bir kutu gibi duruyor. Ayrıca en büyük eksikliğimiz merak etmemek. Daha doğrusu yargılayıcı bir merakımız var. Birbirimizi dinlemiyoruz ve bu da hem sosyal hayatta hem de çalışma hayatında bizi ileri taşımıyor” dedi.

KEMERALTINI’NIN KARMAŞASI BENİ BESLİYOR       

İzmir’de en çok Kemeraltı’ndan ilham aldığını da belirten İzmirli Kunter, “Kemeraltı’nda bir doğallık ve bir karmaşa mevcut. Bir anda değişen ortamlar, hareketli esnaf, karşına çıkan sürprizler kısacası bu karmaşa beni mesleki anlamda da çok besliyor. Fazla steril olan mekanlardan ilham alamıyorum.” diye konuştu.