KADINA ŞİDDET CEZAYLA ÇÖZÜLMEZ
25 Kasım 2015
haber (1866 haber)
Paylaş

KADINA ŞİDDET CEZAYLA ÇÖZÜLMEZ

Invalid Displayed Gallery

 

Bugün Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Türkiye’de, 2014’de 281, bu yılın ilk 10 ayında ise 256 kadın şiddet kurbanı olup öldürüldü, binlerce kadın ise şiddet gördü, birçoğu da yaşadıkları şiddet nedeniyle koruma talebinde bulundu. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Havutçu ve Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, mevcut yasaların yeterli olduğunu, ancak yalnızca kanunlarla tüm sorunların çözülemeyeceğini belirtti. Havutçu ve Erdem, “En güzel biçimde kanunları çıkarabiliriz, ancak önemli olan iyi uygulamak ve içselleştirmek. Suç öncesi aşamada da önleyici politikalar geliştirilmesi lazım. Güvenlik, eğitim, psikoterapi de dahil her türlü tedbir bunun içinde olmalı, ancak tek başına polisiye tedbir ya da cezaların artırılması çözüm olarak görülmemeli. Yapılması gereken, şiddeti üreten sorunların ortadan kaldırılması, toplumun zihniyetinde şiddete karşı bir reaksiyon oluşturulması” dedi.

Büyük umutlarla yürürlüğe giren 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un bile, hukuki düzenlemelerin şiddeti önlemede tek başına yeterli olmayacağını gösterdiğini ifade eden Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Havutçu, “2011 yılında Avrupa Konseyi’nin İstanbul Sözleşmesi’ne ilk imza koyan ülke Türkiye, iç hukuk açısından da gerekli düzenlemeler yapıldı. Son derece önemli olan bir nokta, mükemmel yasalara sahip olmak değil, bunları uygulamak ve içselleştirmektir. Vakalara baktığımızda kanunun iyi olduğunu, ancak etkili biçimde uygulanamadığını görüyoruz” diye konuştu.

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Havutçu

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Havutçu

ELEKTRONİK DENETİM SİSTEMİ DAHA ETKİN UYGULANMALI

Yasada belirtilmesine karşın, elektronik kelepçe olarak adlandırılan sistemden hala yeteri kadar yararlanılmadığını kaydeden Havutçu, “Kanun, şiddet uygulayan için elektronik ortamda takip diyor, en bilinen batı uygulaması elektronik pranga. Tabii ki burada insan haklarına aykırı bir sistemden bahsetmiyoruz. Kanunun etkili biçimde uygulanmasının en önemli araçlarından yeteri kadar yararlanılmıyor. Yalnızca iki şehirde birkaç kişi bu sistemle kontrol ediliyor. Eğer sistem yaygın kullanılıyor olsaydı, şiddet uygulayan kişi mağdura yaklaştığında alarm sistemi devreye girer ve daha olay olmadan önlenebilir” diye konuştu.

YALNIZCA ŞİDDET GÖRENE DEĞİL ŞİDDET UYGULAYANA DA PSİKOLOJİK DESTEK VERİLMELİ

Mağdurlara yönelik psikolojik destek sağlandığını hatırlatan Ayşe Havutçu, “Mağdurların yanı sıra asıl şiddeti uygulayan kişilerin psikolojik destek alması şart. Hakimlerin bu yönde karar verme yetkisi var. 6 ay süreye kadar, şiddet uygulayan kişinin zorunlu olarak psikolojik destek alması yönünde karar verebilirler. Ya da aile terapistlerine gönderilebilirler. Herhangi bir ek kaynak gerekmeksizin devlet ya da üniversite hastanelerinin klinikleri kullanılabilir. Bu imkan yoksa, Bakanlık terapi ücretlerini bütçesinden karşılıyor. Bu gibi yaptırımlar, şiddet olaylarının daha da üzücü sonuçlar doğurmadan önlenmesi adına çok faydalı olacaktır” dedi.

KAMU SPOTLARI YAPILSIN

Şiddete karşı toplumu bilinçlendirmenin önemine dikkat çeken Havutçu, “Sigaranın sağlığa zararlarını, nasıl sürekli ekranda görüyorsak, aynı şekilde zorla evlendirmenin, çocuğa, yaşlıya, kadına ve erkeğe yönelik şiddetin her türlüsünün de bir insanlık suçu olduğuna dair kamu spotları olmalı. Şiddetin, kime yapılırsa yapılsın, insan hakları ihlali olduğu ilkokullardan itibaren sürekli işlenmeli” diye öneride bulundu.

CEZA HUKUKU SON ÇARE OLARAK GÖRÜLMELİ

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem

Ceza hukukçusu Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ise “Bir ceza hukukçusu olarak, suçlulukla mücadelede ceza hukukunun son çare olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, cezalandırmayı öne alan yaklaşım, sorunu bütün boyutlarıyla görme olanağını ortadan kaldırıyor. Cinsel suçlar, uyuşturucu ve hırsızlıkla ilgili suçların cezaları artırıldı son olarak. Bakıldığında, ‘suçların cezaları artarsa, önlenebilir’ diye bir bakış açısı var, ancak birebir suçluluk oranlarına yansımadığını görüyoruz, yeteri kadar azaltmadı. Problem esas itibariyle bu. İnsanlar neden suç işler? Bunun cevabını verirsek, zannediyorum en önemli adımı atmış oluruz mücadele için. Toplumun suça karşı bilinçlendirilmesi, polis vatandaş işbirliğinin güçlendirilmesi ve adalete olan güvenin sağlanması en önemli adımdır. Devletin, en az 10 yıllık bir suç önleme politikası olmalı. Suç öncesi aşamada da önleyici politikalar geliştirilmeli. Güvenlik, eğitim, her türlü tedbir bunun içinde olmalı, tek başına polisiye tedbir ya da cezaların artırılması çözüm olarak görülmemeli” dedi.