Türkiye’deki Genç Mülteciler Raporu

“Genç Mültecileri Destekleme Programı” kapsamında, Yaşar Üniversitesi Avrupa Birliği (AB) Jean Monnet Göç Kürsüsü ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ortaklığında, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA Türkiye) finansal desteğiyle “Türkiye’deki Genç Mültecilerin Durum ve İhtiyaç Analizi” raporu hazırlandı.

Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökay Özerim koordinatörlüğünde hazırlanan ve “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü”nde yayınlanacak rapor, Suriye’nin yanı sıra Afganistan, Somali, Irak ve İran’dan Türkiye’ye gelen 15-30 yaş arası yaklaşık bin 500 gençle yüz yüze anket ve mülakat yoluyla görüşmeyi içeriyor. Rapor, Türkiye’deki genç mülteciler üzerine şimdiye kadar hazırlanan en geniş kapsamlı araştırmalardan biri olma özelliğini taşıyor.

TÜRKÇE ÖĞRENMEK KONUSUNDA BÜYÜK MOTİVASYONLARI VAR

Araştırma hakkında bilgi veren Doç. Dr. Gökay Özerim, raporun; genç mültecilerin entegrasyona kapalı değil aksine hevesli olduğunu gösterdiğini, toplumla daha fazla ilişki kurabilmek adına Türkçe öğrenme konusunda da büyük bir motivasyon olduğunu ortaya çıkardığını söyledi. Katılımcıların yüzde 62’si, toplumla daha iyi diyalog kurabilmek için “Türkçe kursu”nun en çok ihtiyaç duydukları kurs olduğunu ifade etti.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü”nde yayınlanacak rapor, Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökay Özerim koordinatörlüğünde hazırlandı.

RAPOR, SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ YOLUNDA İPUÇLARI İÇERİYOR

Gökay Özerim, araştırmanın, genç mültecilerin durum ve sorunlarını ortaya koyduğu gibi potansiyellerini göstermek açısından ve sorunların çözümü yolunda önemli ipuçlarını da içerdiğini ifade etti. Doç. Dr. Özerim, “Bunlardan en önemlisi, oluşturulacak her türlü girişimde ortak sorun düzleminde ilerlemek olabilir. Gençler, Türkiye’de uluslararası koruma talebiyle bulunan en büyük grubu oluşturan Suriyeliler ile Türk toplumunun ilişkilerinin kilit noktasını oluşturuyor. Ancak çalışma, özellikle eğitim ve istihdam alanlarının dışında kalan genç mültecilerin çokluğu ya da bu alanlara dahil olsa da dil yetersizliğinin yarattığı mesafe nedeniyle Türk ve mülteci gençler arasındaki diyaloğun yeterince gelişemediğini ortaya koyar nitelikte sonuçlara sahip. Hem ülkemizden hem de mülteci gençleri içerecek biçimde düzenlenen faaliyet ve girişimler, gerekli diyalog mekanizmasını yaratmakla birlikte sürecin hızı ve bilgi kirliliği dolayısıyla oluşan eksik bilgileri tamamlama açısından da çok değerli bir role sahip olabilir” dedi.

YÜZDE 46’SI NE İŞ YAŞAMINA NE DE EĞİTİME DAHİL DEĞİL

Doç. Dr. Özerim, “Araştırmaya dahil olan Türkiye’deki genç mültecilerin yüzde 46’sının ne iş yaşamına dahil olabildiği ne de eğitim görmekte olduğu ortaya çıktı. İlgili alanlara dahil olamayan genç mültecilerin, ilerleyen dönemde toplumdan kopma ve bir tehlike çemberinin içerisine girmesine sebep olabileceğine dikkat edilmesi, büyük önem taşıyor. Bu durum, genç mültecilere sağlanacak hizmetlerin önem ve hassasiyetini vurgulamak açısından da önemli. Bu yüzden ilgili alanlardan genç mültecileri dışlamanın orta ve uzun dönemdeki sosyal maliyetinin, şu anda sağlanan hizmetlerin finansal maliyetinden çok fazla olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle toplumda farkındalık yaratan faaliyetlerin, doğrudan genç mültecilere yönelik düzenlenen faaliyetler kadar gerekli ve değerli olduğu görüşündeyim” diye konuştu.

TÜRKİYE BÜYÜK ÇABA HARCIYOR

2011 yılı itibariyle özellikle Suriye’den gelen göçler kapsamında Türkiye’nin büyük bir mali, sosyal ve politik yük üstlendiğini hatırlatan Gökay Özerim, “Kamu kuruluşları ve sivil toplum, bu süreçte büyük çaba harcadı. Bu kapsamda, araştırmamızda genç mültecilerin durumuna ilişkin ortaya çıkan eksiklikler ve problemlerde sürecin hızı ve yoğunluğunun yarattığı etkinin de dikkate alınması, makul çözümler üretebilmek ve tartışma ortamı sunabilmek adına yarar sağlayabilir” şeklinde konuştu.

RAPORDAN BAZI ÖNEMLİ BAŞLIKLAR:

– Araştırmaya katılan genç mültecilerin yalnızca yüzde 43’ü Türkiye’de eğitimlerine devam ediyor, geri kalan katılımcılar ise eğitim sisteminin dışında yer aldığını belirtti. “Çalışmak zorunda olmak”, genç mültecilerin eğitimlerine devam edememelerinin en önemli nedeni olarak ortaya çıkarken bunu “gelir yetersizliği” ve “Türkçe konusundaki yetersizlik” takip etti.

– Katılımcıların sadece yüzde 11’i Türkiye’de düzenli bir işte çalıştıklarını belirtti. İş aradığı halde kolay bir şekilde iş bulamamalarının önemli gerekçeleri sıralandığında ise en büyük neden olarak yüzde 34,7 ile “iş fırsatlarının az olması” gösterildi bunu yüzde 24,9 gibi yüksek bir oranla “Türkçe dil yeterliliğinin olmaması” izledi.

– Katılımcı gençlerin yaklaşık yüzde 70’inin, 5’ten fazla sürekli görüştüğü Türk arkadaşı yokken ağırlıklı olarak kendi milletinden arkadaşlarıyla görüştükleri belirtildi. Odak grup görüşmelerinde, bu durumun temel nedenleri sorulduğunda ise özellikle “eğitime dahil olamamalarının arkadaşlık ilişkilerini de etkilediği”, ama en önemlisi “Türkçeyi düzgün kullanamamalarının Türk gençleriyle derin arkadaşlıklar kurmalarına engel olduğu” dile getirildi.

– Sosyal medya ve akıllı telefonların, katılımcı gençler için en önemli erişim noktalarını teşkil ettiği ortaya çıktı. Katılımcıların yüzde 72’sinin akıllı telefonu bulunduğunu ve yüzde 40’tan fazlası ise her gün sosyal medya iletişim araçlarını kullandığını aktardı. Araştırmaya dahil olan genç mültecilerin yüzde 80’den fazlası ise sinema, konser ya da tiyatroya gitmediğini belirtirken “ayda bir kez gittiğini” belirtenlerin oranı ise yüzde 5’te kaldı.